Ortodoksluk: Ortodoks kilisenin hakinda bilgiler
ortodoksluknedir

İNSANLARA KARŞI GÖREVİMİZ I

Eski Ahidte verilen on emrin ilk dört emri Tarı ile ilgili olduğunu görmekteyiz. Bundan sonraki altı emir ise insanların kendi aralarında ki ilişikileri ve ahlaki düzenleri ile ilgilidir. Beşinci emir "Annene ve babana karşı saygı duyacaksın" diye buyreder. Bu emre itiatta bulunmalı ve anne-babamızı eylemlerimizle şereflendirmeliyiz. Buna göre uzun ömürlü olur ve bu davranışlarla hem Tanrı'nın isteğini yerine getirmiş olur hemde çocuklarımıza örnek oluruz.

Tanrı'dan sonra anne-babanın gelmesi çok doğal ve mantıklı bir durumdur. Tanrı yaratılıştan sonra onları yardımcı olarak kullandı, kendilerine çoğalma nimetini vererek bizi onların aracılığıyla dünyaya getirir. Daha sonra anne-babalarımız bizim bebeklikten büyüp kocaman olana dek bizi var güçleriyle her kötülükten ve dış darbelerden korur. Bizi büyütür, onların bir parçası oluruz. Bizleri severler ve çocukları için en iyi şeyleri ve en güzel imkanları sağlamaya çalışırlar. Sonsuz sevgileri ve değerli tecrübeleri ile bizlerin hayatını garanti almaya ve onu geliştirmeye çalışırlar. Bunun için çocuklar anne-babalarına karşı saygı duymalı ve onları yaptıkları her işlerinde şereflendirmelidirler. Bu davranışlar ve onurlandırmalar kendilerinden çocuklarına geçmeli ve bu bir adet gibi sürmelidir. Çocuklar hayata gözlerini kapamış olan anne-babaları için dualarda bulunmalı ve onları rahat uyutacak bir hayat yaşamalırı gerekmekdedir.

Tanrı'nın altıncı emri de "Zina etmeyeceksin" diye buyurur. İmanlılar yakınlarının manevi değerlerine ve ahlaki namusuna zarar vermemeli ve hakaret etmemelidirler. Evlilik dışında ahlaksız erkek-kadın ilişkisi yapılmamalı ve buna çok dikkat edilmelidir. Rab Mesih ve Aziz Pavlos evlilik gayesi olmadan ve evlilik olmadan yapılan her türlü kadın-erkek ilişkisini ve her türlü seksual faliyet, eylem ve düşünceyi zina olarak nitelmiş ve bunu kesinlikle yasaklamış ve günah olarak saymıştır. Bunun için Rab sadece eğlemi değil arzuyu da günah saymış ve şöyle açıklamaktadır. "Her kim bir kadına şehvetle bakar ve onu arzularsa o kadınla zina etmiş sayılır." (Matta 5:28). Aziz Pavlos mektuplarında her vaftizli hrıstiyan bireyinin vücudu Tanrı tapınağı ve Kusal Ruh'un meskeni olduğunu ve Ahlaksız insanın hem kendi vücudunu hemde Mesih'in vücudunu kirlerttiğini yazar. Daha sonra vücudumuzun Mesih'in vücudu olduğunu ve bunu bir fahişenin ayaklarına atılamayacağını açıklar. (Korontililer I 6:15).

Yedinci emir de şöyledir. "Çalmayacaksın" Rab Tanrı yeryüzünü bereketlemiş ve toprağı bir çok ürün verebilcek şekilde kutsamış ayrıca bütün denizi ve içindeki canlıları insana vermiştir. Bu dünyadan insan ya atalrında miras ya da kendi çabası ve işgücü ile Tanrı'nın nimetlerinden bir kısmını elde eder. Bunlar gerek maddi gerekse de manevi olsun insanın bu dünyadaki malını ve servetini teşkil ederler. Tanrı, başkalarının malına el sürmememizi resmen yasaklar. Hırsızlık cinayette, rekabette ve davalara kadar gidebilir, ve bunu yapan hırsız yalnız Tanrı tarafından değil devlet tarafından da cezalandırılır. Tanrı hem hırsızlığı hemde haksızlığı yasaklar. Çünkü haksızlık ta bir nevi hırsızlıktır. Bunun için Aziz Pavlos "Günahkarların Tanrı'nın egemenliğini miras almayacağını biliyormusunuz? Aldanmayın! Ne fuhuş yapanlar, ne puta tapanlar, ne oğlanlar, ne oğlancılar, ne hırsızlar, ne aç gözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler nede soyguncular Tanrı'nın egemenliğine giremeyeceklerdir."(Korontililer I 6: 9-10). Tanrı'nın kural ve kanunları bizler için verilmiş, bize bunları öğrenme ve uygulama görevi düşmektedir. Her kim bu görevi kendi hayatının rotası olarak görür ve bunu içinden kalbinin derinliklerinden severek uygularsa sonsuz yaşama hak kazanacaktır. Amin.

 İNSANLARA KARŞI GÖREVİMİZ II

Gerek Eski Ahitte verilen On Emir gerekse Yeni Ahitte Mesih'in dağdaki konuşması insanların bir arada saygı, sevgi ve ahlaklı yaşamalarını öğretir. Toplu bir şekilde yaşayan bireylerin kendi aralarında sevgiye dayanan bir ilişki ve bir bağ kurar.

Sekizinci emir şöyle der: "Öldürmeyeceksin" çünkü hayat Tanrı'nın insanlara verdiği armağandır. Tanrı'nın isteği olmadan hiç kimse dünyaya gelemez, buna göre Tanrı'nın bir bize verdiği bu canı ve hayatı bizim başkalarından almamız yasaktır. Hayatı yalnızca onu veren ve istediği zaman yani uygun oduğu zaman alabilir. Her insanın özel karakterleri ve görevleri vardır ki o insan bunlarda muhteşemdir. Bunun için insan Tanrı sureti altında yani Tanrı'ya benzer bir şekilde yaratılmıştır. (Tekvin 1: 21). Buna bağlı olarak bütün yaratılışın başı olan insan kendisine verilen bu hediye için Tanrı'ya şükranlar ve hamdlar sunar. Çünkü bunu yapabilen ve kendisini anlatabilen tek bedeni yaratıktır. İnsan doğuşundan bütün karakterlerine sahip değildir. Karakterlerini zamanla ve hayatta yavaş, yavaş kazanır. Buna sadece kendisinin iç benliği değil çevrenin de etkisi olmakta ve bir insanın karakteri yanındakilerin eğitim ve öğretimine de bağlıdır. Bunun için her yeni doğan çocuk olgun olana dek iyi bir eğitim görmeli anne ve babasını örnek almalıdır. Bunun için de  anne-baba çocukların bu gelişimlerine dikkat ederek doğru olanı yapmalı ve onları eğitmeli ve kilise hayatı içinde büyütmelidir.


Cinayet toplum tarafından dışlanan ve reddedilen korkunç ve mekruh bir olaydır. Bu Kabil'in kardeşi Habil'i öldürdüğü ve işlenen ilk cinayetten bu güne dek böyle sürmektedir. Bunun içindir de cinayet eden hem Tanrı hem de Devlet tarafından cezalandırılır. Tabiatıyla en değerli nesne hayat değil, özgürlüktür. Bunun için insan kendi hürriyetini ve özgürlüğünü kaybetmemek için kendi malını ve bazı manevi değerleri kaybedebilir.  Sadece milli ya da kendi şahsi hürriyetimeze zarar verildiğinde veya bizden alınmaya çalışıldığında  adam öldürme yani cinayet kabul edilebilir. Bu yalnızca tehlikeye düştüğümüzde kendi can ve mal güvenliğimiz tehdit edildiğinde son çare olarak kullanılır. Bununla birlikte bazı durumlarda insan iman ettiği manevi dini değerleri için tehlikeye düştüğünde ve kendisinden bunu değiştirilmesi istendiğinde bu gibi zor durumlarda insan ölümü yani bile-bile canını fidye olarak verebilir. Fakat bu durmlarda olduğunca kaçınmalı ve kimsenin dinine ve bu manevi değerlere zarar vermemeliyiz. Bir çok cinayetin nedeni olan kin, şidet, kızgınlık, sert ve kahredici sözler, kıskançlık ve buna benzer bütün kötü durumlardan kaçınmalı ve bize karşı yapılan bir haksızlığı ilgili resmi kuruluşlara (Polislik) daha sonra da Tanrı'ya bırakmalıyız. Bizim inkamımızı intikam alan sonsuz ve her şeye kadir ve her şeyi gören Allah'a bırakmalıyız.

Dokuzuncu emir, "Yakınına karşı yalancı şahitlik etmeyeceksin" diye buyurur. Bu emir de hem Tanrı tarafından hemde devlet tarafından yasaklanmıştır. Buna göre yalancı şahitlik yapan bir çok kişi ve ya kişilerin hak etmedikleri hükümü giymelerine ve adaletsizce yargılanmalarına ve son olarak haksız yere ceza çekmelerine neden olur. Bu durumda bu insan bu kişi veya kişilere hem bedeni hemde ruhi bir ceza vermiş olur. Çünkü haksız bir şekilde yargılanan hem bedenen hemde ruhen çöker, onun bütün ahlaki durumu alt-üst  olur. Bunu yapan insan hem Tanrı tarafından hemde bu öğrenildiğinde insanlar tarafından hor görünerek dışlanır. Yalan söylemeye bakmış olanlar bu kanuda dikkat etmelidir, çünkü Tanrı'nın bu konudaki sözü kesin ve netttir. "Yalanın yaratıcısı şeytandır." (Yuhanna 8: 44). Yalanın yaratıcısı olan şeytan ilk yalanı cennete Adem ve Hava'ya karşı söyleyerek onları Tanrı'dan uzaklaştırdı. Bunun için aziz Pavlos şidetle uyarır, "Birbirinize yalan söylemeyin çünkü aynı vücudun parçalarıyız, aynı vücudun bireyleri olan biri nasıl yalan söyleyebilir?" (Kolosililer 3:9). 


Yalancı insan yalnız başkasına değil kendi has nefsine ve ruhi dengesine de zarar verir. Bu insanın yalancı olduğu bir gün mutlaka öğrenilecektir. Çünkü yalanın sonu yatsıya kadardır. İşte o zaman bu insan herkesin gözünden düşerek kıymetsiz biri olacak ve artık hiç kimse ona inanmyacaktır. Oysa iyi ve doğruyu söyleyen insan her zaman şerefli ve kıymetli kalır, bu insan büyük bir hata etse bile, bu hatta affedilip diğer insanlar tarafından sevilmeye devam edilir.Çünkü bu insan gerçeğe ve doğruya hizmet eder, yalan ve yalana sürükleyen bütün yollardan uzaktır. O Mesih'in gerçek olduğu gibi gerçektir.


Son emir de "Başkasının malına göz dikmeyeceksin" diye buyurur. Bu emir bütün diğer emirlerin içinde bulunan bütün insanlarla olan ilişkimizin özetidir. Burada vurgulana şey, başkalarının malına, hayatına ve şerefine zarar verilmemelidir. Başkalarına ait olan şeyleri de heveslenmemeliyiz. Çünkü o şey onlara aittir.


İsrailoğullarına verilen bu on emir o zaman ki toplumun bir arada yaşaması ve adaletin korunması için verildiler. Bu emirler şimdiki her toplum içinde gereklidir. Çünkü bunların bulunmadığı bir ortamda adalet ve haktan bahsedemeyiz. Bu on emre katkı olarak Mesih'in ve havarilerinin öğretisi katıldığında gerekli olan ve her şeyden üstün adil bir yaşam tarzı ortaya çıkmaktadır. İşte bu yaşam tarzı bizim yaşam tarzımız olmalı, ve hayatımız başkalrının önünde pırıl-pırıl parlamalıdır. Çünkü biz hrıstiyanlar kilisenin evlatları olarak kilisenin günlük hayattaki dış görünümümüzdür. Kilisenin başıda Mesih olduğuna ve O her şeyden daha temiz ve nur olduğuna göre bizler O'nu olabildiğince temiz ve gerçekçi bir şekilde gösterelim. Amin.


   
 
 

Bu web sitesi Halep ve İskenderun Metropolitliğinin desteğiyle olmuştur.